Bülent
16/11/2009 ·
Arkadaşlarıyla çay bahçesinde otururken
gözüne 19 - 20 yaşlarında, koltuk
değnekli bir dekikanlı ilişti. Trafiğin durmasını bekliyordu büyük
olasılıkla.Arkadaşlarının seslenmesiyle kendine geldi.
"Daldın yine derinlere kardeş"
Gözlerini delikanlıdan ayırmadan arkadaşına cevap verdi Bülent.
"Şu delikanlıya gözüm takıldı. Trafik te bir hayli
yoğun"
Arkadaşları, onun ne yapmak istediğini anlamışlardı.
"Birlikte gidelim dost" dedi Bilal ve masadan
kalktı.Trafiğin bir an yavaşlamasını fırsat bilerek bir çırpıda
karşıya geçti Bülent. O sırada Bilal de trafiği
durdurmuş, delikanlı ve Bülent'in karşı kaldırıma geçmesini bekliyordu.Sıcak
havanın da etkisiyle sinirler gerilmiş olmalı ki şoförlerden
biri sinirli sinirli söylendi.
"Hadi be kardeşim işimiz gücümüz var !"
Adama cevap vermek yerine Bülent'e baktı. Güvende olduklarını
görünce kenara çekilerek trafiğe yol verdi.
"Teşekkür ederim size de zahmet oldu " dedi delikanlı.
"Rica ederim " demekle yetindi..
Delikanlı'dan ayrılıp diğerlerinin yanına döndüklerinde ikisinin de
mutluluğu gözlerinden okunuyordu.ama memnun olmayan birileri vardı masada.
"Değer mi onun gibi biri için muhabbeti bölmeye?"
"Bir tek sen mi varsın yardım edecek?" diye devam etti
diğeri.Ortam bir anda gerilmişti ..Lavabo bahanesiyle yanlarından ayrıldı.Bir
yandan da delikanlıyı düşünüyordu Bülent.
Ya delikanlıya araç çarpsaydı? Vicdan azabıyla yaşayabilir miydi?
O, bunları düşünürken omzuna dokunan elle kendine geldi. Bilaldi bu.
"Takma kafana. Sen doğru olanı yaptın"
----------------------
-----------------------------------------
Aradan günler geçti.Bilal ile mekanda otururlarken dışarıdan
gelen gürültüye kulak kesildi.Elindekileri masaya bırakıp kapıya
yöneldiğinde yerde yatan genci ve başında dikilen adamı gördü.
Geçenlerde yardım ettiği delikanlıydı bu .
Koşar adım yanlarına geldi ve adamın elini bileğinden kavrayıp
büktü.
"Ağır ol beybaba!"
Canı yanan adam kendisini bırakmasını ve genci öldüreceğini söylüyordu .
"Rabbimin verdiği canı sen mi alacaksın?" dedi ve
yakaladığı bileği tekrar büktü. 2. hareket adamın canını daha da
yakmıştı.
"Güzel güzel konuşalım, derdiniz nedir öğrenelim hele" dedi
ve delikanlının yerden kalkmasına yardım etti ve birlikte
içeri girdiler.Delikanlı'nın korktuğu yüzünden belli oluyordu.Çare düşünürken
imdadına Bilal yetişti.Pekâla kendisi yaşlı adamı dinlerken Bilal de
delikanlıyla ilgilenebilirdi.
"Paşam, hava sıcak kardeşin canı dondurma istemiş " dedi
arkadaşına.İşareti alan arkadaşı, delikanlıyla birlikte mekan'dan çıktı.
Adam, maddi durumunun yerinde olmadığını,evini zor geçindirdiğini söyledi.
"Oğluna tekme tokat girmenin sebebi bu olamaz sanırım" diye
sordu adama.
Adam, engelinden dolayı oğlunun çalışamadığını, en azından dilenerek eve
para getirebileceğini söylediğinde Bülent'in sinirleri
gerildi.Dilencilik yaptırmanın ve dilenmenin suç olduğunu haykırdı adamın
yüzüne.Adamın yumuşamaya niyeti yoktu.Evi zor geçindirdiğini, oğluna
bakamayacağını söyledi..
"Ya dediğimi yapar..."
"Ya da onu öldüresiye döversin, öyle mi?"
Adam, başını öne eğdi ve düşünmeye başladı.Söylediklerinde haklıydı delikanlı.Madem bu dünya imtihan yeriydi; O halde kendisi de oğluyla imtihan ediliyordu.Oysa ne çok severdi oğlunu.İşlerinden arta kalan zamanını oğluyla geçirmeyi severdi.Ama bir an için nefsine uymuş;Hem eşinin hem oğlunun kalbini kırmıştı.
Bakışlarını Bülent’e çevirdi ve;
“Bana kim olduğumu hatırlattın beyim”dedi.
Bülent, adamla uzun uzadıya konuştu. Kapısının her zaman açık olduğunu söyleyerek kendisine ulaşabilecekleri telefon numarasını verdi.
O sırada Bilal ve delikanlı da gelmişti.
---------------------- -----------------------------------------İnsanlara iyilik yapmayı , insanlarn gönlünü hoşnut etmeyi ilke edinmişti ve bundan dolayı da çevresindeki tarafından el üstünde tutulurdu.Ama bundan memnun olmayanlar da vardı.
Bilal ile birlikte kimsesiz çocukların yanına gideceklerdi o gün.Bülent ne kadar neşeliyse Bilal de o kadar sıkıntılıydı.Sanki ters giden bir şeyler olacaktı.
"Ne o surat?" diye soran Bülent'i
"Havalardan sanırım" diye geçiştirdi. İşlerini bitirmiş arabaya dönüyorlardı ki peşpeşe patlayan silah sesleri duyuldu.Yerden kalktığında arkadaşının kanlar içinde kaldığını gödü Bilal.Sağına soluna baktı ama kimseyi göremedi.
"Allah kahretsin!" dedi ve çevredekilerden yardım istedi. Arkadaşının başını dizlerine dayamıştı.
Bir ara gözlerini arkadaşına çevirdi. Bu,birbirlerini bu dünyadaki son görüşleriydi.Dudakları kımıldadı ve başı yana düştü. Bülent son nefesini vermişti.
Bir Hikaye...
19/7/2008 ·
Yağmurlu bir Eylül sabahı.Her zamanki gibi erken kalkmış, 1 saatlik yürüyüşün ardından kahvaltısını hazırlamıştı İrem. Bir yandan kahvaltısını yapıyor, diğer yandan düşünüyordu..Sevdiğini toprağın bağrına vereli tam 5 yıl olmuştu bugün.Kahvaltıdan sonra;
"Sahilde yürümek iyi gelir" diye geçirdi içinden ve dışarı çıktı.Pek fazla kimse yoktu sahilde.
"Bir deli benim sanırım" diye sesli düşündü ve tebessüm etti..Yarım saat içinde yağmur da dinmiş, güneş bulutların ardından kendisini hissettirmeye başlamıştı.Banklardan birine oturup denizi izlemeye koyuldu.
5 yıl önce..
"O kızla görüşmeni istemiyorum!" dedi baba.
"Sizi bu kadar rahatsız eden nedir?" diye sordu babasına.Sorduğu sorunun cevabını kendisi de biliyordu aslında.Engelliydi sevdiği. Ailesi de bu yüzden karşı çıkıyordu bu ilişkiye.
"Sana hesap vereecek değilim!" diye tersledi baba.
"Ya onu bırakırsın ya da..."
Babasının ne demek istediğini anlamıştı.Göz ucuyla annesine baktı;
"Sen de aynı mı düşünüyorsun? diye sordu Burak.
Anne, hiçbir şey demeden başını öne eğdi. Korkardı çünkü eşinden. Ceketini kaptığı gibi evden çıktı.En yakın arkadaşına gidiyordu.
Burak'ın anlattıklarını can kulağıyla dinleyen Bülent derin düşünccelere daldı.Dost'u için bir şeyler yapması gerektiğini biliyordu.
"Önce sana kalacak bir yer ayarlayalım" dedi arkadaşına.
Kimseye yük olmak istemediğini söyledi arkadaşı.Onlar konuşurlarken içeri 2 arkadaşları daha girdi .
"Bakıyorum muhabbet koyu ha!" dedi şişman olanı, gülümseyerek.
"Geldiğimizi fark etmediniz bile" diye devam etti sözlerine.
"Hava serin, mevzu derin" diye karşılık verdi Bülent ve arkadaşının başından geçenleri anlattı.
"Kapımız sana her daim açıktır" dedi zayıf ve uzun boylu olanı.
Kalacak yer bulmuştu peki ya geçimini nasıl sağlayacaktı?İmdadına Metin yetişti.
"Ben bir kaç kişiyle görüşeyim; Sana uygun bir iş bulabileeceğimizi umuyorum" dedi arkadaşına.Çevresi genişti çünkü.
"Hay yaşa tosunum!"
Gözlerini Bülent'e çeviren Metin, alıngan bir ifadeyle;
"Devamlı başıma kakıp durmasana a!" diye sitem etti arkadaşına.Üçlü'nün arasından su sızmazdı hiç.
Aradan günler geçti. Yeni bir işi vardı artık.Özel bir şirketin dış ticaret bölümünde çalışıyordu Burak.Yabancı dili olduğundan işe alınması zor olmamıştı. Yavaş yavaş düğün hazırlıklarına da başlamıştı.Her zaman olduğu gibi en büyük destek yine dostlarından gelmişti.
Öğle paydosu için dışarı çıktığı bir gün Metinle karşılaştı.
"İtiraz yok yeemeğe götürüyorum" dedi arkadaşı.İrem'e söz verdiğini hatırladı.
"Birlikte gideriz o halde, tla arabaya" dedi Metin.Yolda giderlerken bir aracın kendilerini takip ettiğini anladı. Büyük ihtimalle Kadir Bey'in adamı olmalıydı.Bozuntuya vermedi.5 dakika sonra önleri kesildiğinde Burak'ın sinirleri gerilmişti.
"Kahretsin!" diye söylendi. Aracı tanımıştı. Ağır aadımlarla arabadan indi ikili.
"Ne istiyorsunuz?" diye bağırdı Metin.
"Yanındakini..." diye karşılık verdi siyah gözlüklü adam. Pis pis sırıtmasıyla altın dişi görünüyordu.
"Yediğin yumruk yetmedi sanırım" diye haykırdı Burak. Bunu duyan adamın yüzü gerildi.Elini çenesine götürdü ve adamlarına onu yakalamalarını emretti.Bir an Metin'e baktı. O'nu bu işe bulaştırmak istemiyordu .Geride kalmasını istedi arkadaşından.
"Dostlar ne içindir" diyen Metin, yaklaşan adamlardan birine yumruğu çıkardı. Ağzı burnu kan içinde kalan adam 2. hamleyi yaptığında kolunu kaptırmıştı şimdi.
"Ya paşa paşa gidin ya da arkadaşınızın kolunu kırarım!"
Yine görüşeeceklerini söyledi gözlüklü ve adamlarına arabaya binmelerini söyledi..Metin de yakaladığı adamı bırakmıştı.
"Babamın adamları.Yine geleeceklerdir" diye söyledi arkadaşına.
"Biz ne güne duruyoruz. gelecekleri varsa göreecekleri de var" dedi Metin.Saatine baktı bir an. Gecikmişlerdi.Yolda giderlerken;Kendisine birşey olması durumunda İrem'in onlara emanet olduğunu söyledi.
"Emanetin başım üzre" diye cevapladı arkadaşı.
İrem'de sevdiğini bekliyordu sabırsızlıkla.Babasıyla arasındaki tatsızlığı biliyordu. Bir çok fefa o'ndan ayrılmayı düşünmüş ama her defasında da Burak'ın sözleriyle düşüncesinden vazzgeçmişti.
"Başına birşey mi geldi acaba?" diye düşünürken zilin sesini duydu.Gözlerinin içi parlıyordu şimdi. Burak ile birlikte evden çıktılar.
Ve düğün günü.Arkadaşlarının organize etmesiyle kır düğünü tertiplemişlerdi.Davetlileerin çoğu, Burak'ın yardım eli uzattığı insanlardı.Öyle buyurmamış mıydı peygamber (s.a.v);
"En kötü davet zenginlerin çağrılıp,fakirlerin çağrılmadığı davettir.” (Müslim,Nikah,110,11,1053-4 )
Burak ta bu düstura uymuş,tandığı tanımadığı fakir fukarayı düğününe davet etmişti.İrem de farklı duygular içindeydi o gün. İçini kemiren bir sıkıntı vardı nedense.
"Hayırdır inşallah" diye mırıldandı. Sevdiğine baktı bir an. 3 arkadaşıyla birlikte zeybek oynamaya kalkmıştı.İşte ne olduysa o anda oldu. Nereden geldiği bilinmeyen el silah sesi duyuldu.Kimse ne olduğunu anlamamıştı.daha sonra Burak'ın yere düştüğü görüldü. İrem'i korku sarmıştı .Babasının yardımıyla Burak'ın yanına geldi ve başını dizine koydu.Bu esnada Bülent te kalabalık arasında birini arıyor gibiydi. Aradığını bulmuş olmalı ki Metin'e işaret verdi.Adam da onları görmüş kaçmaya başlamıştı.İki arkadaş uzun süre peşinden koştu am yakalayamadılar adamı.Elleri boş olarak arkadaşlarının yanına döndüler.Burak son anlarını yaşıyordu.O yeşil gözlerini sevdiğine dikti ve
"Hakkını helal et güzelim. Kavuşmak ahirete kaldı" dedi. İrem ağlıyordu.Ambulans geldiğinde Burak çoktan ebedî aleme göçmüştü.
********* *********** ************
Cep telefonunun çalmasıyla düşüncelerinden sıyrıldı.Arayan Bülentti.Onu evde bulamayınca Metin ile birlikte sahile gelmişler ve Burak ile oturdukları mekanda bulmuşlardı İrem'i.Düşünceli halini görünce de uzakta durmayı tercih etmişlerdi.Telefonu kapatıp etrafına bakındığında Metin ve Bülent'in beklediğini gördü. Oturduğu bank'tan kalktı ,yanlarına vardı ve Metin'in açtığı kapı tarafından arabaya binip oradan uzaklaştılar...
Hikaye işte:)
7/4/2008 ·
El bebek gül bebek büyütülmüştü Betül.. Her zaman çağdaş (!) olmakla övünürdü ailesi. Onlara göre bilimden ötesi yalandı. Kızlarını da bu minval üzere yetiştirmişlerdi... Ama ne olduysa; kızları farklı düşünmeye başlamıştı işte. Giyimi, kuşamı bile değişmişti kızlarının. Kızını vazgeçiremeyince; çareyi yaptırım uygulamakta buldu baba. Ama bu yaptırımlar bile kızını örtünmekten vazgeçirememiş ve neticede, kızını yola getiremeyen baba, çareyi onu evden kovmakta bulmuştu.
Elindeki para da bitmişti. Hangi kapıya gitse babası çıkıyordu karşısına.Bülent Beyden çekinenler ona yardım etmiyordu.Ne yapacağını bilemez haldeydi Betül.Çaresiz, ölümü seçti…
Vakit gece yarısı… Yarın yapacağı sunuma hazırlanıyordu delikanlı.Alacağı iyi puan, mezun olabilmesi için şarttı.
“Olmuyor, olmuyor, olmuyor! Delireceğim yaa!”
“Hadi gel dışarı çıkalım” dedi arkadaşı. Temiz hava iyi gelirdi şüphesiz.Montunu alıp evden çıktı arkadaşıyla. Yolda Faruk ağabeylerine rastladılar. Nereden geldiğini tahmin etmek güç değildi.
“Paşam 'ı uyku tutmadı anlaşılan” dedi Semih.
“Çok mu belli oluyor yahu!”
Gülüştüler.Faruk, bu saatte dışarıda ne aradıklarını sordu.
“Birilerinin canı sıkılmıştı..” diye cevap verdi Semih.Faruk, bu defa Bilal’e döndü ve,
“Yolunda gitmeyen bir şey mi var?” diye sordu.
“Yarın sunum’u var ağabey.Onu taktı kafasına.”
“Halleder benim kardeşim” dedi ve elini kardeşinin omzuna koydu. Sahilde gezinirlerken kayalıklarda duran biri ilişti gözüne . Onu tanıyordu.Yakınlardaki bank’a oturmayı teklif etti ve bayanı izlemeye koyuldu.. Hisleri onu yanıltmazdı çünkü.
“Ağabey, hayırdır?”
“Şu kayalıklardaki bayan, tanıdık geldi. Paşam niyeti kötü gibi”
Bilal, ağabeyinin işaret ettiği yöne baktı.Onun da içi rahat etmemişti.
“Gelin, derdi neymiş öğrenelim” diyen Faruk, oturduğu yerden kalktı ve bayana doğru ilerledi. Yapacağı en ufak bir hata bayanın hayatını tehlikeye atabilirdi. Bu sırada bayan da onu fark etmiş yaklaşmamasını söylüyordu.
“Betül, sorun her ne ise, oturup konuşalım. Belki çözüm bulabiliriz.”
Kendisine ismiyle hitap etmesinden, gencin onu tanıdığını anladı bayan.Faruk konuşurken bir yandan da ağır adımlarla ilerliyordu.
“Hadi ver elini” dedi ve elini uzattı bayana. Kendisine uzatılan eli yakalayan Betül kayalıklardan indi... Yaşadığı olayın etkisinden olsa gerek, ağlamaya başlamıştı.
“Sakinleşir” diye geçirdi aklından.5 dakika sonra, ağlamaktan kızarmış gözlerini Faruk’a dikti ve,
“Niye müdahale ettin?” diye sordu.
“Göz göre göre ölüme atlamana razı olamam” dedi delikanlı.Kızın ailesini iyi tanırdı.Babası da kendisi gibi iş adamıydı.Zamanında Betül’ü babasından istemiş ama Bülent Bey, kızını ona vermemişti.Zira, ona göre Faruk, “ yobaz”dı.Betül’e kalacak yer düşünürken aklına Bilal’ın kız arkadaşı geldi.Pekâla onun yanında kalabilirdi.Arkalarında duran Bilal’den Esma’yı arayarak misafir kabul edip etmediğini sormasını istedi.
15 dakika sonra Esma’nın kaldığı eve gelmişlerdi.
“Bir süre sende misafir olacak “ dedi Faruk..
“Ne demek ağabey.Başım gözüm üstüne”
Sunumun yapılacağı gün… Stresten yerinde duramıyordu. Üstelik bir de İngilizce yapacaktı.
“Rahat ol, sen bitirirsin bu işi” dedi arkadaşları. Her zamanki gibi en büyük destekçisiydiler.Sunumunu bitirip yerine oturduğunda rahat bir nefes aldı.
Öğlende yanına gelen Semih,
“Korktuğun kadar var mıymış” dedi ve gülümsedi.
“Daha sonuçlar açıklanmadı paşam. Ya kötü gelirse”
“Bilal, seni şu karşı tepeden atarım aşağıya” dedi ve karşılarındaki tepeyi işaret etti arkadaşı. Çaylarını içerlerken dün gece yaşanan olayı düşünüyordu. Okul çıkışı Faruk’un iş yerine uğradı arkadaşıyla.
“Nasıl geçti sunum?”
“Ağabey, sen mi döversin yoksa ben mi halledeyim?”
“N’oldu yahu?”
“Sunumu harikaydı ama beyimiz yine de kuruntulu.”
Bilal’e döndü ve
“Hiç değişmeyeceksin, değil mi?” diye sordu Faruk.
“Böyle gelmiş, böyle gider paşam”
Faruk, arkadaşlarına çay ikram etti.Çayını içerken dün gece yaşanan olaydan açıldı konu.Faruk, Betül ile ilgili her şeyi anlattı kardeşlerine.
“Allah yardımcısı olsun” dedi iki arkadaş. Onlar çaylarını içerlerken Betüller geldi yanlarına. Alış verişten dönüyorlardı.
“Yorulduk yaa!”
“Biraz da başkalarına bırakaydınız, bu ne?”
“Ee beyimiz her şeyi yemiyor” dedi Esma ve Betül’e dönerek;
“Gördün, değil mi? Alırsın suç, almazsın yine suç. Yaranamazsın bu erkek milletine” dedi.Betül, gülümsemekle yetindi.
O sırada başka bir yerde…
“Evden kovmakla hata ettin bey… Kim bilir nerede, ne halde?”
“Onun gibi kızım yok benim” dedi gazetesini okuyan adam. Bundan böyle onun adının geçmesini istemediğini söyledi. Yaşlı adam, kızını kovmakla kalmamış, kızının gidebileceği her yere de gerekli talimatı vermişti.
“Er ya da geç dönecek” diye tahmin ediyordu.
4 arkadaş aynı evde kalıyorlardı.2’si hariç diğerleri farklı bölümlerde idi. O akşam nöbet sırası ondaydı. Arkadaşlarına yemek hazırlamak için mutfağa geçti. Dolabı açtığında boş olduğunu gördü.
“Akşam sürprizi” söylendi. Bu sırada, arkadaşları da söylenmeye başlamıştı.
“Paşam bizi açlıktan öldürmeye niyetli misin?”
Ne yapacağını düşünürken zil çaldı. Kapıyı açtığında yaşlı komşularını gördü Bilal. Elinde bir tencere yemek vardı. Yaşlı kadına teşekkür ederek içeri geçti.
“Acından ölenler, buyursunlar efenim”
Birlikte sofraya oturdular. Saat 9 ‘a doğru Faruk gelecekti çaya. Yemek bitimi, ortalığı topladı arkadaşlarıyla.
“Arkadaş ta olsa misafirdir, dağınık görmesin” diye geçirdi aklından. Faruk ile üniversiteye başladığı yıl tanışmıştı. Şehrin yerlisiydi arkadaşı. Kısa zamanda dost olmuşlardı.
Zilin çalmasıyla gençlerden biri kapıya baktı. Gelen Faruk’tu.
“Kardeşler çay ikram edecekmiş” dedi odaya girerken.
“Neredeyse hazır olur paşam. Hoş geldin.”
“Hoş bulduk “dedikten sonra arkadaşının yanına oturdu. Ev halkı Faruk’un muhabbetine bayılırdı. Hele bir anlatmaya başladı mı vaktin nasıl geçtiğini bilmezlerdi. Çaylarını içtikten sonra, Faruk, onları dondurma yemeye davet etti.
“Buna hayır demem” dedi Semih…
“Biz de demeyiz ağabey” dedi yanında oturan iki arkadaşı.
“Faruk, işin zor paşam”
“İstedikleri dondurma olsun, hadi çıkalım” dedi Faruk ve oturduğu yerden kalktı ve birlikte pastaneye gittiler.Pastane sahibiyle samimi konuşması Bilal’in dikkatini çekti.
“Senin de tanımadığın yok hani.”
“Bu da bizim şanımızdandır” diye cevapladı Faruk.
Eve döndüklerinde Bilal’den arabada kalmasını istedi.
“Gençler, siz çıkın yukarı, ben geliyorum” dedi ve Faruk’un diyeceklerini beklemeye koyuldu.
“Paşam, likidite durumunuz nasıl?”
“Ay başına kadar idare eder”
Cebinden çıkardığı parayı arkadaşına uzattı ve,
“Yanında bulunsun, lazım olur” dedi Faruk.
Daha sonra, ev sahibiyle aralarının nasıl olduğunu sordu.
“İyi değil be ağam..Çıkmamız için elinden geleni yapıyor”
Faruk, onunla konuşacağını söyledikten sonra eve döndü.
Ertesi sabah..İşe gitmeden Mehmet ‘e uğradı.
“Hangi rüzgar attı paşam”.
“Paşam, kulağıma hoş olmayan haberler geldi.Aslı astarı nedir, senden öğrenelim”
“Şu öğrencileri mi soruyorsun? Doğrudur paşam, bir an evvel boşaltmalarını istemiştim”
“Baban kadar olamadığını söylediler mi sana?” diye sordu Faruk..
“Ben babam değilim ama!..Yeter bu kadar oturdukları”
“Aramızdaki dostluğunda mı hiç hatırı yok”
“İş başka dostluk başka beyim…”
Mehmet’i kararından vazgeçiremedi. En kısa zamanda evi boşaltacaklarını söyledi ve oradan ayrıldı.İş yerine döndüğünde düşünceliydi.Bir şekilde bunu halletmeliydi.Babası geldiğinde o hâlâ ne yapacağını düşünüyordu.
“Canın sıkkın gibi..”
“Marangozluk biri..Canımı sıktı” dedi Faruk.
Oğlunun anlattıklarını dinleyen Ömer Bey, ilgileneceğini söyledi.
O sırada okulda….Panoda asılı duran listeye göz attığında sevinci yüzünden okunuyordu.Sunumdan geçmişti.Sevincini arkadaşlarıyla paylaştı Bilal.
Aradan 1 hafta geçti.Bu 1 hafta içinde aradığı evi bulmuştu Faruk.Daha doğrusu babasının girişimleriyle bulmuştu. Yaşlı çift, öğrencilerin kalacağını öğrenince seve seve vermişlerdi evlerini.Taşınma işlemi bittikten sonra yanlarından ayrıldı..İşe döndüğünde babasını buldu karşısında.
“Hallettiniz mi?”
“Şükürler olsun hallettik babam..”
Ömer Bey, dil bilen elemana ihtiyacı olduğunu söyleyince aklına Bilal geldi.
“Elimizin altında 1 aday var” dedi babasına ve arkadaşına telefon edip şirkete gelmesini istedi.
“Bu da o gençlerden biri mi?”
“Evet babam, bu sene mezun oldu..”
“Sen kolayına kimseye kefil olmazsın, bilirim evlat”
Bilal ile yarım saat görüşen Ömer Bey, işe alındığını söyledi.
“Baştan söyleyeyim delikanlı…Faruk gibi kaytarırsan bozuşuruz”
“Aha fatura bana çıktı. Yahu şirketin yolunu unutan ben miyim?” demesi üzerine gülüştüler
Betül de ev arkadaşına alışmıştı. O ilk günlerdeki çekingenlik kalmamıştı artık.Saate baktı bir an.Esma neredeyse işten gelirdi. Kalktı ve sofrayı hazırladı..5 dakika sonra kapının açıldığını fark etti. Arkadaşı gelmişti.
“Burnuma güzel kokular geliyor” dedi ve tebessüm etti Esma.Arkadaşının hazırladığı sofraya oturdular.Bilal ile bu sene mezun olmuştu o da.Çalıştığı firmayı okul ayarlamıştı kendisine. Yemeklerini yedikten sonra 2 arkadaş koyu sohbete başladı.
.İş yerine gelen arkadaşı, kızının başına gelenleri duyduğunu söyledi.
“Hiç sormayın Aziz Bey..O insanlar kızımı da etkiledi.”
O sırada içeri giren sekreteri,
“Selim Bey geldi efendim” dedi.
“Gelsin” dedikten sonra arkadaşıyla görüşmeye devam etti.Selim’in içeri girmesiyle konuşmasını kesti. Selim’in de aklı Betül’deydi.. Tam da Bülent Beyin damadı olacakken yaşananlara anlam veremiyordu.
“Ne oldu, ulaşabildiniz mi?”
“Arkadaşlar bulmuşlar efendim..Ben de gidiyorum şimdi..”dedi ve odadan çıktı.
Aradan aylar geçmesine rağmen kızının geri adım atmaması, babayı çileden çıkarmıştı.O sanıyordu ki kızı gelip özür dileyecek ve kararından dönecekti
“Elbet evine döneceksin Betül” diye mırıldandı.
Yapılan haftalık toplantılardan biri.Ömer bey, bayrağı devretme vaktinin geldiğini söylüyordu odada bulunanlara.
“Babasını aratmayacaktır inşallah” diyerek aday olarak oğlunu gösterdi.Odadakiler kabul etmişlerdi.Toplantı bitimi, oğlunu yanına çağırdı ve hak’tan adaletten ayrılmamasını öğütledi.
“Gözünüz arkada kalmasın babacım…Öğütlerinize uyacağım” dedi ve öğle yemeği için Bilal ile birlikte dışarı çıktı.
Şehir küçük… Zaten 1 caddesi vardı işlek olan Herkes birbirini tanırdı..Alış verişten dönüyorlardı ki 2 kişi tarafından yolları kesildi.
“Betül, gidelim”
“Ne yaptığınızı sanıyorsunuz siz!!”
“Soru sorma, yürü dedim!”
Esma da ne olduğunu anlamamıştı. Olaya müdahalede bulunmak istedi ama Selim onu da susturdu.Aklına Faruk ağabeyini aramak geldi.
“Paşam hemen çıkıyoruz”
Soru sormadan ağabeyinin peşine takıldı Bilal.5 dakika içinde Betüllerin yanına gelmişlerdi..Araçtan indiğinde Selim’i tanıdı..
“Selim, bırak o kızı!”
“Bak sen!.. İş adamı Faruk Bey!. Çekil önümden seninle işim yok benim”
Bu arada Selim hâlâ Betül’ün kolunu tutuyordu.
“Son ikazım, onu bırak ve git!”
“Gel de al öyleyse” diye cevapladı Selim.Ağır adımlarla hasmına yaklaştı.O yaklaşırken Selim de Betül’ü Faruk’a doğru itti ve;
“Seninle işim bitmedi henüz …” diyerek oradan uzaklaştı..Bayanları eve bıraktılar..
“Bunlardan kurtuluşum yok mu?” diye söyleniyordu.
“Ben varken kılına dokunamazlar” dedi Faruk..
Yolda giderken, kendisine bir şey olması halinde Betül’e göz kulak olmasını istedi Bilal’den.
“Ağabey polise gidelim..”
“Sonuç çıkmaz kardeş.Sen bana söz ver; Betül’e göz kulak olacaksın..”
“Emanetin başım üzere ağabey”
Bu sırada Selim de hıncını elindeki bardaktan çıkarıyordu.
“Biliyordum!” diye bağırdı..”Arkasında Faruk’un olduğunu biliyordum!”
Faruk ismini duyunca yıllar öncesine gitti Bülent Bey..Sırf, dininin gereklerini yerine getirdiği için istememişti evlenmelerini.Faruk varken kızına dokunamazlardı.Bu yüzden onu saf dışı bırakmaları gerekiyordu.
“Ne gerekiyorsa yap” talimatını verdi Selim’e.Talimatı alan Selim, odadan çıktı.
Betül’le yemeğe çıktıkları bir akşam..O akşam ne yaptıysa yüzünü güldürememişti Betül’ün..
“Hayırdır Betül?”
“Yemeği fazla kaçırdım sanırım…Hadi dolaşalım”
İçinin daraldığını hissediyordu Betül. Arabayı orada bırakıp sahile çıktılar. Betül’ün durgunluğu hâlâ devam ediyordu.
“Hadi neşelen biraz”
Zoraki tebessüm etti Betül.Yarım saat sonra arabanın yanına dönerlerken;
“Faruk! diye seslenildiğini duydu.Seslenenin kim olduğunu görmek için arkasını döndüğünde silah sesi duyuldu;Vurulmuştu. Ne yapacağını bilemez haldeydi Betül. Çevredekilerden yardım istedi.Ambulans gelene kadar Faruk’un başını dizlerine dayadı.Göz yaşlarını bırakmıştı artık. Faruk’un dudaklarını kımıldattığını gördü.
“Kendini yorma, ambulans neredeyse gelir” dedi.
Yeşil gözlerini sevdiğine çevirdi. Bu, belki de onu dünya gözüyle son görüşü olacaktı Faruk’un.
“Bu yaradan kurtulamam Betül….Görüşmek ahirete kaldı…”
Betül, kendini daha fazla yormamasını istedi tekrar. Gelen ambulans’a Faruk’u koydular ve hastaneye doğru yola çıktılar. Eli, Betül’ün avuçları arasındaydı.
“Çok kan kaybetmiş” dedi müdahalede bulunan görevli.Hastaneye vardıklarında kapıda bekleyen sedyeye yerleştirip ameliyata aldılar onu..
Ağabeyinin vurulduğunu haber aldığında arkadaşlarıyla birlikteydi.
“Dostlar, siz devam edin” dedi ve aceleyle evden çıktı. Hastaneye vardığında Ömer Beyi ve Betül’ü gördü.
“Durumu nasıl?
“İçeriden gelecek haberi bekliyoruz” diye cevap verdi Ömer Bey..2 asır gibi gelen 2 saat..Ameliyatın bu kadar uzun sürmesi endişelendiriyordu onu.Ve nihayet doktor belirdi kapıda.Durumunun kritik olduğunu söyledi.Betül, bunu duyunca ağlamaya başladı.
“Allah’tan ümit kesilmez yenge” diyerek teselli etmeye çalıştı Bilal
Polis’in yaptığı tahkikattan da sonuç çıkmamıştı.Dava böylece kapandı..Vurulmasının üzerinden 3 gün geçti. Yaşam savaşını kaybetmişti ağabeyi.
“Mekanın cennet olsun” sözleri döküldü dudaklarından.Ağabeyini defnetmek için hazırlık yapıyorlardı.
“Ben de geleceğim” dedi Betül…
“Ablam dayanamazsın” dedilerse de dinletemediler..Zaten ilaçlarla ayakta duruyordu.Cenazesi kalabalıktı.Onu tanıyan herkes cenazede buluşmuştu.Bilal’in gözü bir ara Bülent Beye takıldı.Selim ile bir şeyler konuşuyorlardı..
Baba ile kızı cenazede karşılaştı.Babasının evine dönmesi yönündeki teklifini geri çevirdi.
“Faruk ta yok.Ne yapacaksın bundan sonra?”
“O bize ağabeyimizin emaneti” diye yanıt verdi Bilal.
“Sen bilirsin Betül.Fırsat varken yuvana dön”
Betül, onların yanında mutlu olduğunu ifade ettikten sonra gitmek istediğini söyledi Bilal’e.
Faruk’tan sonra hiç kimseye gönül vermedi.Sevdiğine sadık kaldı.Faruk’un bıraktığı yerden bayrağı devraldı ve ömrünü hayırlı işlerde harcadı……
Selam ve dua ile………
08.03.2008 / CumartesiBİR YUDUM HİKAYE
2/4/2008 ·
BİR YUDUM HİKAYE
İşlerini bitirince, oturduğu yerden dışarısını izlemeye koyuldu. Yağan yağmuru izlemek büyük keyif verirdi ona. Sağda solda kaçışan insanları gördü. Sevdiği ile böyle yağmurlu bir günde tanışmıştı. Bir an geçmiş canlandı gözünde.
Üniversite son sınıfta olduğu yıl.24 yaşlarındaydı o zamanlar. Ele avuca sığmayan, çevresine neşe saçan biriydi. Son ders çıkışı eve giderken aniden yağan yağmur’a yakalandı. Şemsiye almadığına bin pişman olmuş vaziyette eve doğru giderken onunla karşılaştı. Sınıf arkadaşıydı. Gideceği yere kadar bırakmayı teklif etti genç bayan. Kibar bir dille teklifi geri çevirdi ve yoluna devam etti. Eve vardığında sırıl sıklam ıslanmıştı. Üzerini değiştikten sonra derslerinin başına geçti.1 – 2 saat sonra yorulmuş olacak ki mola verdi kendine.
Akşama doğru, arkadaşları geldi çay içmeye. Onu dışarı çıkaramadıkları için baskına gelirlerdi arada bir. Masasının üzerindekileri görünce takılmadan edemediler Bülent’e.
“Çok çalışıyorsun. Biraz da eğlen yahu!”
Eğlenceyi, mezun olunca yapacağını söyledi arkadaşlarına. Gırgır, şamata had safhadaydı. Öyle ki yönetici kapıya gelmiş ve gürültü yapmamaları konusunda uyarıda bulunmuştu. Arkadaşlarına biraz daha sakin olmalarını söyledi.
Arkadaşlarını gönderdikten sonra tekrar derslerinin başına geçti. Azimliydi ama bir türlü olmuyordu işte… Düzenli çalışmasına rağmen, sınavlarda istediği notu alamazdı. Birkaç gün içinde sınavları vardı yine.
“Umarım bu defa yüksek not alırım” diye düşündü. Stresli biriydi. En ufak bir aksilikte kendini yer bitirirdi. O gece erkenden uyumaya karar verdi. Gece yarısına doğru, gürültüye uyandı. Üst kattaki komşuları yine kavga ediyor olmalıydılar.
“Ya Sabır” çekti içinden. Tekrar uyumayı denedi ama nafile. Uykusu kaçmıştı bir kere
Sabah okula gittiğinde gözlerini açamıyordu. Sınav saatine kadar kahve ile ayakta durmaya çalıştı. Sınava girdiğinde gergin olduğu her halinden belli oluyordu.1 saat sonra sınavdan çıktığında morali bozuktu. Her zaman olduğu gibi ilk destek Pınar’dan geldi.
“Sen bu sınavı geçersin”
2 hafta sonra sonuçlar açıklandığında derin bir nefes aldı. Yüksek puan almıştı. Okul’un kapanmasına yakın Pınar gelmemeye başladı. Arkadaşlarına sordu ama kimse de bilmiyordu. Bugüne kadar telefonunu almayı düşünmemişti.
“Şimdi lazım oldu işte” diye geçirdi aklından ve arkadaşından telefon numarasını vermesini istedi. Aradığında, annesi çıktı telefona ve Pınar’ın şu an uyumakta olduğunu söyledi. Adresini alır almaz ziyaretine gitmek için yola çıktı.
“Ne de olsa arkadaşız, gitmek gerek” diye düşündü. Sesli düşünmüş olacak ki yanında oturan bey’in kendine baktığını fark etti. Tebessümle karşılık verdikten sonra dışarısını izlemeye koyuldu.
15 dakika sonra Pınar’ın evindeydi.
“Rahatsız ettim, ben arkadaşıyım” dedi ve kendini tanıttı Bülent. Pınar, henüz uyanmamıştı. Annesi ve babası, rahatsızlığının ciddi olduğunu söylediler delikanlıya. Bu dönem, okulu bırakmasına karar vermişlerdi. Hastalığının genetik olduğunu öğrendiğinde üzülmüştü.
“Tedavisi yok mu?” diye sordu bu defa.Mustafa Bey, rahatsızlığının genetik olduğunu, daha önce de aynı rahatsızlıktan dolayı Pınar’ın ağabeyi’nin vefat ettiğini söyledi.Bu arada Pınar da uyanmıştı.Annesi, misafirinin geldiğini söylediğinde,gözlerinin içi gülüyordu.Yenilen yemekten sonra gençleri baş başa bıraktılar.Yarım saatlik muhabbetin ardından dışarı çıkmayı teklif etti Bülent.
“Hava güzel, gel dışarı çıkalım”
Pınar, arkadaşının inatçı olduğunu bildiğinden teklifi kabul etti.Sandalyesine oturmasına yardım ettikten sonra, Mustafa Beylerden de izin çıkınca Pınar ile birlikte dışarı çıktılar.Arkadaşlarından hiçbirinin aramaması canını sıkmıştı.
“Sadece iyi günde mi aranır dost?” diye söylenmeye başladı.Bülent, teskin etmeye çalışıyordu arkadaşını.Pınar, daha sonra rahatsızlığından bahsetti.
“Hastalık ta sağlık ta Ondandır Pınar” dedi ve imtihan dünyasında yaşadıklarını belirtti arkadaşı.Biraz daha gezdikten sonra Pınar’ı evine bıraktı.Ayrılırlarken;
“İyi ki seni tanımışım” dedi genç bayan ve arkadaşına sarıldı.
Dönem tatilini memlekette geçirmek yerine İstanbul’da kalmaya karar verdi.Pınar’ı yalnız başına bırakmaya gönlü elvermiyordu çünkü.Ailesini arayarak tatilini burada geçireceğini haber verdi.Annesi, oğlunu özlediğini söyleyerek 1 haftalığına da olsa gelmesini istiyordu.
“Peki..” dedi annesine ve 1 haftalığına memlekete gitmeye karar verdi…O’ndan 1 hafta ayrı kalmak Pınar içinde kolay değildi..Nedenini bilmiyordu ama Bülent’e bağlandığını hissediyordu.
“Haftaya bugün yanında olacağım inşallah” dedi ve yanından ayrılıp terminal’in yolunu tuttu.Yol boyu Pınar’ı düşündü…
Karnı aç olabileceği düşüncesiyle annesi sevdiği yemekleri hazırlamıştı oğluna.Yemek boyu düşünceliydi.Eşiyle göz göze geldi Nermin Hanım.Oğluyla baş başa kaldıklarında düşünceli olmasının nedenini sordu babası.Babasıyla sırdaştı.Her şeyini paylaştığı gibi yine içini döktü babasına.Pınar’ı anlattı.Baba anlamıştı oğlunun derdini.Onu tek başına bırakmamasını söyledi.
“Alacağın kararda sonuna kadar arkandayız evlat” dedi annesi.Konuşulanları duymuştu.Memlekette kaldığı 1 hafta boyunca Pınar ile irtibatını kesmedi.Aramadığı gün hemen hemen yoktu delikanlının.İstanbul’a döndüğünde eve uğramak yerine Pınar’a gitmeye karar verdi.Onu karşısında görünce genç kız sevinmişti.
“Unutulduğumu düşünmeye başlamıştım” dedi ve dudak büktü..Naz yapıyordu.
“Seni unutmak mümkün mü çiçeğim?” dedi ve elini tuttu Bülent.
Ve okullar açıldı. Derslerden arta kalan zamanlarda vaktinin çoğunu Pınar ile geçiriyordu.Öyle ki arkadaşlarını bile ihmal etmeye başlamıştı.Yanına gelen arkadaşı bir yerlere gitmeyi teklif etti.
“Eminönü’nde balık yemeğe ne dersiniz?” diye sordu arkadaşlarına.Bir şartla kabul ettiğini söyledi Bülent.Pınar da gelecekti.
“Arkadaşım keyfimizi kaçırmayalım”
“O halde ben yokum” dedi ve yanlarından ayrıldı.
Günler haftaları, haftalar ayları kovaladı.O gün kararını verdi.Pınar’a açılacaktı.Bir demet gül alıp Pınar’a gitti.Odaya girerken elinin biri arkadaydı.Ne sakladığını sordu Pınar.
“Gül’e gül yakışır” dedi ve elinde tuttuğu demeti uzattı.Sıkıntılı olduğu gözlerden kaçmamıştı.Pınar ısrar edince, ona karşı olan duygularını açıkladı.Memnun olmasına olmuştu ama rahatsızlığını düşünüyordu.Sonuçta bir ömür boyu birlikte yaşayacaklardı.
“İyi düşündün mü?” diye sordu Bülent’e…Delikanlı, kararının kesin olduğunu ifade ettikten sonra anne ve babasının da razı olduğunu söyledi.Mustafa Beylerin de onaylamasıyla ailesine telefon etti ve son durumu bildirdi.
Okul’u bitirdiği o yaz ailesi geldi ve Pınar’ babasından istedi.O hafta yüzükleri takıldı.Düğün tarihi olarak ta Haziran ayı kararlaştırıldı.İşi de hazırdı.Kısa zamanda evini tuttu ve dayadı döşedi.Mutsuz olacağını söyleyen arkadaşlarını dinlemiyordu bile.
Ve birlikte geçen 40 sene.Bu zaman zarfında bir kere olsun eşine bağırdığı duyulmamıştı. Mutlu bir evliliği vardı.Bu mutluluk, eşinin ağırlaşmasıyla yerini hüzne bıraktı.Emekli olmuş, vaktinin çoğunu eşiyle geçirmeye başlamıştı.Ve yine, yağmurlu bir Nisan günü, eşini toprağın bağrına verdi.
Zil sesiyle birlikte düşüncelerinden sıyrıldı.Göz yaşlarını elinin tersiyle silip kapıya vardı.Gelen kızıydı.Telefona cevap vermemesi üzerine endişelenmiş ve gelmişti.
“Telefona cevap vermeyince merak ettim” dedi kızı. 10 dakikada hazırlanıp kızıyla birlikte evden çıktı. Yolda giderken o hâlâ eşini düşünüyordu…
O
1/4/2008 ·
Soğuk bir kış günü apartman girişinde buldular onu.Apartman girişinde kutuyu gören Mehmet Bey, polise haber vermişti.
Hayat kurtaran o ağlama sesi… Polis son anda ağlamasını fark etmiş ve olası bir faciadan dönülmüştü.
“Umut” adını verdikleri bebeği daha sonra Sosyal Hizmetler Müdürlüğü’ne teslim ettiler.O, artık devletin şefkatli kollarındaydı.
Yıllardır çocuk özlemi çekiyordu çift..Gerekli teamüller yerine getirildikten sonra içlerinden birini evlat edinmek için gelmişlerdi Kurum’a..Müdür Beyin refakatinde gezerken karşılaştılar Umut bebekle.Reyhan Hanım’ın bebekle ilgilenmeye başladığını gören eşi,
“Sanırım aradığımızı bulduk müdür bey” dedi tebessüm ederek...10 dakika sonra Umut bebeği de alarak eve döndüler. Umut bebek sıcak bir yuvaya kavuşmuştu artık…
O hafta sonu, tüm aile bir aradaydı. Kayahan Bey ufaklığı kucağından indirmiyordu.
“Dedesi, uyku vakti” dedi ve Umut’u alıp odasına götürdü Reyhan.O ana kadar hiç konuşmayan kayınvalide kızının ardından baktı ve mırıldanmaya başladı.Tatsızlık çıkmasından endişe eden eşi kalkmayı teklif etti.
“Biz kalkalım artık damat.Siz de dinlenin”
Gece bu şekilde sona erdi.
Ve aradan yıllar geçti.Umut bebek büyüdü, delikanlı oldu.Derslerinde başarılıydı.Karne hediyesini almak için dedesine gittiğinde öğrendi gerçekleri.Büyükannesi açıklamıştı her şeyi.Hava kararana kadar sahilde dolaştı durdu.Gerçek anne ve babasını düşünüyordu .Eve gitmek istemiyordu canı.Babasıyla her zaman gittiği yere yöneldi.Kayalardan birinde otururken, yaşlı balıkçı geldi yanına.Bu saatte buraların tekin olmadığını söyleyerek evine dönmesini istedi.
“Anne ve baban da merak etmişlerdir seni.”
Kimsesiz olduğunu haykırdı delikanlı.Artık o eve dönmek istemediğini söyledi.
“Peki niye sakladılar benden” diye düşünüyordu.
O sırada Umut’un dönmemesi üzerine Reyhan Hanım da endişelenmişti.Eşini arayarak oğlunun dönmediğini haber verdi.
“Haber vermeden hareket etmezdi hiç.Bul onu Hamit!”
“Belki dedesine gitmiştir” diye düşündü ve kayınpederini aradı Hamit..Olan biteni öğrenince onun da canı sıkıldı.Aklına sahil geldi. Baba oğul ara sıra sahile çıkardı çünkü.
“Sanırım nerede olduğunu biliyorum” dedi ve kayınpederinden ayrıldı.Her zaman gittikleri yerde buldu oğlunu.Üzerindeki paltoyu çıkarıp Umut’un omuzlarına attı.
“Endişelendirdin bizi deli oğlan”
“Niye endişelenesiniz ki! Nasılsa sizin çocuğunuz değilim”
“Umut, hava serin, gel bunları çayımızı içerken konuşalım” dedi Hamit ve elini Umut’un omzuna attı.
“Bu defa ben ısmarlarım ama” dedi Umut ve Kayahan Beyden karne hediyesi aldığını söyledi.Daha sonra çaylarını içmek üzere çay bahçelerinden birine girdiler. Artık saklamanın lüzumu olmadığından her şeyi anlattı Hamit.
“Sen artık bizim evladımızsın Umut... Annen için de benim içinde değerlisin “
Hamit Bey’in konuşması rahatlatmıştı delikanlıyı.Onlar konuşurlarken, Reyhan aradı eşini ve Umut’u bulup bulmadığını soruyordu.
“Eve geliyoruz” dedi Hamit, eşine.Arabada giderken, tüm bu yaşananların ikisinin arasında kalmasını istedi delikanlı.Anne gibi bildiği insanın üzülmesini istemiyordu çünkü.
“Ben unuttum bile” derken tebessüm etti Hamit.
Reyhan Hanım kapıda bekliyordu baba ile oğlunu.Umut, içeri girdikten sonra eşine baktı meraklı gözlerle.
“Arkadaşlarına takılmış hatun..” dedi Hamit ve odaya geçti. Anne ve babasının Umut’a sürprizleri vardı.
“Bakalım beyzadem beğenecek mi?” dedi ve elindeki paketi oğluna uzattı anne..Cep telefonu almıştı oğluna.Umut, teşekkür ederek paketi açtı.Odasına girdiğinde bir sürpriz daha bekliyordu onu.Hamit Bey de diz üstü bilgisayar almıştı kendisine.Yemekten sonra arayan Kayahan Bey, her şeyin yolunda gittiğini öğrenince rahat nefes aldı.
Yaz tatilini dedesinin yanında, köyde geçirdi.Sabahları erkenden kalkıyor, dedesiyle birlikte bahçeye gidiyor, havanın kararmasıyla da birlikte eve dönüyorlardı.Temiz hava, bol oksijen…İyi gelmişti Umut’a..O hafta sonu kendisini almaya geldi anne ve babası…
“Bu kadar tatil yeterli sanırım. Oğlumuzu özledik.” dedi Reyhan.Akşam yemeğinden sonra eve döndüler…
O mesele bir daha gündeme gelmedi..Hamit Bey ile konuştuktan sonra rahatlamıştı Umut.
Reyhan Hanım’ın doğum günü…
Cumartesi gününe denk gelmesi, evin iki erkeğinin işine yaradı. O gün baba oğul erkenden kalkıp kahvaltıyı hazırladı.Anneye o gün iş yaptırılmayacaktı.Öyle anlaşmışlardı çünkü.Kahvaltıyı hazır bulunca yüzünde tebessüm belirdi Reyhan’ın.
“Hayırdır, dünya tersine mi döndü?” diye sordu.
“Hep sen hazırlayacak değilsin ya hanım”
Gülüştüler. Umut’un gözü saatteydi.
“Birini mi bekliyoruz” diye sordu Reyhan..
Annesi için çiçek siparişi vermişlerdi.Kahvaltılarını yaparlarken kapı çaldı.
“Ben bakarım” dedi ve masadan kalkıp kapıya gitti delikanlı.Mutfağa döndüğünde elinde gül vardı…
“Biricik annemize çam sakızı çoban armağanı” dedi ve annesinin boynuna sarıldı.Reyhan hanım o zaman hatırladı bugün doğum günü olduğunu.Öğlene doğru, annesiyle babası dışarı çıktıklarında evi derleyip toparladı; sonra da kendisine kahve hazırlayıp televizyonun karşısına geçti.Bu sene istediği bölümü kazanamamasının verdiği üzüntü yüzünden okunuyordu.
“Nasipse seneye “ diye mırıldandı.Akşama doğru eve gelen anne ve babası, evi pırıl pırıl gördüklerinde takılmadan edemedi.
“Gelin hanım rahat edecek, anlaşıldı” dedi annesi.
Gülüştüler.Hamit Bey, oğlunun yüz ifadesinden canının sıkkın olduğunu anlamıştı.Oğluyla baş başa kaldıklarında sıkıntısının sebebini sordu.Öğrenince de,
“Dünyanın sonu değil evlat.Seneye bir daha girersin” diyerek teselli etti.
Aradan 1 ay geçti…Sınavlara hazırlanıyordu artık.Ders çalışırken, komşuları geldi ve kızına derslerinde yardımcı olması için Reyhan Hanımdan ricada bulundu.
“Komşum, ikisi anlaşamaz biliyorum ama seni kıramaz Umut.Ricada bulunsan…”
Reyhan, oğluna seslenip gelmesini istedi.
“Buyur annem”
“Makbule Hanım, Betül’e derslerinde yardım etmeni istiyor.Yardımcı olur musun?”
Betül ile de yıldızı barışmazdı ya annesini de kıramazdı..Yardım edeceğini söyleyerek odasına çekildi tekrar.
Makbule Hanım, kızıyla konuştuğunda ters tepkiyle karşılaştı.Betül de onunla çalışmak istemiyordu.
“Kızım inat etme.Hem dershaneye verecek paramız yok.Sen önümüzdeki yıl sınavı kazanmak istiyor musun, istemiyor musun?”
İstediği bölümü okumak onun da hayaliydi.Teklifi kabul ettiğini söyledi.
Haftanın 5 günü birlikte çalışmaya başladılar.Umut’un test
kitaplarından faydalanıyordu.Arada bir zıtlaştıkları da olmuyor değildi. O gün,
sorulardan birine doğru cevap verememesi Umut’un canını sıkmış olacak ki
Betül’ü tatlı sert uyardı.
”Bu soruyu kaçırman imkansızdı.Aklın nerede senin?”
Betül’ün laf yetiştirmesiyle ufak bir tartışma yaşandı.Dersteyken aklını derse vermesini söyledi ve sustu Umut. 5 dakika sonra sakinleşmişlerdi.
“Kaldığımız yerden devam edelim mi?” dedi Betül.
“Söz, bu defa doğru yanıt vereceğim”
“Göreceğiz” dedi ve yeni bir soru sordu Umut.Aslında Betül’ün zeki olduğunu biliyordu.Ama derse konsantre olamıyordu küçük hanım..Bunu fark eden Umut, test sonuçlarına göre kendisine dondurma ısmarlayacağını söyledi. Bu onu, motive etmeye yeter de artardı bile.Betül, testi çözerken Umut ta annesinin yanına geldi.
“Nasıl gidiyor?” diye sordu annesi.
“Adamı deli etmeye bire bir” derken gülüyordu Umut.Betül’e verdiği süre dolunca odaya geçti.1- 2 soru hariç sonuç kötü değildi.
“Şimdi dondurmayı hak ettin” dedi ve dışarı çıkmak için hazırlandı.Annesine, biraz hava alacaklarını söyleyerek evden çıktılar.
Bunaltıcı sıcak vardı dışarıda.Çay bahçesine gittiler.Denize yakın masayı tercih etmişti, her zamanki gibi.Dondurmalarını beklerken muhabbete başladı ikili.Umut’u kızdırmak, onun hoşuna giderdi.
“İyisin hoşsun ama gıcıksın” diye takıldı Betül.
“Öyleyimdir” diye cevap verdi Umut.Alttan almaya karar vermişti.
Günler, birbirini kovaladı.Sınav günü geldi çattı.Kahvaltısını yapıp babasıyla evden çıktı Umut.
3 saat sonra umutluydu. Bu defa istediği bölümü kazanacağına inanıyordu.Akşama doğru babasıyla soruların cevaplarına baktı.Kazanacağına kesin gözüyle bakıyordu babası.
Aradan aylar geçip sınav sonucu eline ulaştığında sevinçten havalara uçuyordu.Kazanmıştı.Annesine, Betül’ün sonuçlarını öğrenmesini istedi.Kazanıp kazanmadığını merak ediyordu..
Makbule Hanımdan Betül’ün kazandığını öğrenen Reyhan Hanım müjdeyi oğluna verdi.
“Eh artık bir şeyler ısmarlasın, değil mi?” dedi ve annesinin şaşkın bakışları altında Betül’ü arayarak halini hatırını sordu.İkisi de birbirine ilgi duymaya başlamıştı.Ama bir türlü birbirlerine açılma cesareti bulamamışlardı kendilerinde.
“Oğlum ayıp”
“Ben ısmarlarım o zaman” dedi tebessüm ederek ve evden çıktı.Betüller ile altlı üstlü otururlardı. Merdivenleri ikişer ikişer indi ve zile bastı. Kapıya çıkan Makbule Hanıma, Betül’ün müsait olup olmadığını soruyordu ki Betül’ün sesi duyuldu.Umut’un sesini duymuştu..İkili, çay bahçesinde aldılar soluğu.Bu, belki de ikilinin son görüşmesiydi, kim bilir..
***********************
Aradan yıllar geçti.Vatani görevini bitirdikten sonra mesleğine başlamıştı delikanlı.Bu zaman zarfında Betül’ü unutmamıştı.
“Acaba ne yapıyor?” diye düşündü, başını gazeteden kaldırdığında.Annesinden taşındıklarını öğrenmişti.İşin tuhafı, giderken hiçbir eşya almamışlardı yanlarına.Günlerini, onu bulacağı ümidiyle geçirdi Umut.
Ve,kaderin cilvesi.Soğuk bir Şubat akşamı ona rastladı.Üzerinde ince mont vardı.Yanına yaklaştığında,
“Betül!”diye seslendi.
Genç bayan, seslenenin kim olduğuna bakmak için başını çevirdiğinde Umut’u fark etti. “Benim Umut,hatırladın mı?” diye sordu delikanlı.Betül, başını sallamakla yetindi.
“Gel önce sıcak bir yere gidelim” dedi Umut ve sırtından çıkardığı paltosunu omuzlarına attı.10 dakika sonra kapalı mekanlardan birindeydiler.
“Görüşmeyeli uzun zaman oldu” dedi delikanlı.Ve neler yaptığını sordu.
“Kayda değer hiçbir şey yok” diye yanıtladı Betül, çayını yudumlarken..Hal ve hareketlerinden sıkıntılı olduğunu anlamıştı Umut.Fazla soru sormamaya karar verdi.10 dakika sonra Betül,
“Umut, benim gitmem gerek” dedi ve Umut’un toparlanmasına fırsat vermeden oradan koşar adım ayrıldı ve karanlıkta izini kaybettirdi.”Buldum” diye sevinirken yine kaybetmişti onu.Hesabı ödemek için cüzdanını aradığında paltosunda unuttuğunu hatırladı.Ceplerini yokladı ve istenilen miktarı uzatıp oradan ayrılarak eve döndü. Yarın yapacağı sunuma hazırlanmaya çalıştı.Dakikalar geçtiği halde kendini veremedi.
Haliyle, sabah sunumunu yapamadı ve patronundan azar işitti. Mesai arasında yanına gelen arkadaşı,
“Günlerdir hazırlık yaptın, hayırdır?” diye sordu.Aklını kurcalayan başka mesele olduğunu söyledi ve düşünmeye başladı Umut.
O sırada Betül de kara kara ne yapacağını düşünüyordu.Eşinin terk etmesiyle tek başına kalmıştı.İlk günler ne kadar güzeldi oysa.Ama zamanla eşi değişmişti.Ailesinin onaylamadığı evliliği yüzünden baba evine de kabul edilmiyordu.Üniversiteden sonra iş bulmasına bulmuştu ya onu da eşinin ısrarıyla bırakmak zorunda kalmıştı.Bir an için Umutla konuşmayı düşündü.
“Acaba kabul eder mi? diye mırıldandı.Daha sonra arkadaşının kendisini yarı yolda bırakmayacağına kanaat getirdi.Ona nasıl ulaşacağını düşünürken Umut’un paltosu ilişti gözüne.Çay bahçesine giderken üşümesin diye omuzlarına atmıştı..
“Belki ceplerinde kartı vardır” diye düşünerek paltonun ceplerini yokladı.Umut’un cüzdanını o zaman fark etti.
Ertesi gün, öğlene doğru kartta yazan adrese geldiğinde Umut toplantıdan çıkmak üzereydi.Son sözler söylendikten sonra toplantı odasından çıktı .Odasına geçerken beklemekte olan Betül’ü gördü.
“Bu ne sürpriz ?”
Betül, kendisinde emaneti olduğunu söyleyerek paltosunu uzattı.Umut, birlikte yemek yemeyi teklif etti.
“Betül Hanım eşlik ederler mi acaba”
Betül, gülümseyerek, teklifi kabul ettiğini söyleyince dışarı çıktılar.Yemekte, başından geçenleri anlattı Umut’a ve,
“Çaresizim” diyerek bitirdi sözlerini.
“Ölüm hariç her derdin devası vardır der eskiler..Seni bu durumda bırakacak değilim.” dedi ve orada evlenme teklifini yaptı…
O akşam, Betül’ü aynı yerde çalıştığı bayan arkadaşlarından birinin evine bıraktı.
“Yengeni üzmeyesin bozuşuruz ha!” demeyi ihmal etmedi.
“Sen hiç merak etme ağabey, senden fırça yemek işime gelmez çünkü.” diye konuştu Rüya.
Eve döndüğünde anne ve babasını arayarak son durumu noktasına virgülüne varıncaya dek aktardı.
“İzniniz olursa onunla hayatımı birleştirmek dilerim”
Hamit Bey ve eşi bu evliliği onayladıklarını belirttiler.
O hafta sonu yapılan sade törenle hayatlarını birleştirdi çift.Uzun bir ayrılıktan sonra nihayet iki de muratlarına ermişti.Ve bu birliktelik son nefeslerine dek devam edecekti.
-Bitti-
« Önceki ::